İSİMSİZ ÖYKÜMÜZ;



Her şey Deep'in yazdığı bir öyküden sonra başladı. Şöyle bir fikir attı sevgili Berlin Berlin ortaya, Feride'nin de Deep'in de benim de çok hoşuma gitti. Fikir güzeldi ama başlama kısmı çok zordu, kim başlayacak nasıl başlayacak. Neyse ki Berlin Berlin bizi bu düşüncelerden kurtarıp başlangıcı o yaptı :) Bir öykü yazıyoruz, kısa bir kaç satır yazıp bırakıyoruz ve bir arkadaşımızı mimliyoruz. Sonra o arkadaş devam edip bir başkasını mimliyor. Mimleme nasıl olacak derseniz de, ilk yazı burada, katılmak isteyenler de BURAYA bir uğrayıp yorum olarak adını yazdırsın. Böylelikle kimleri mimleyeceğimizi oradan öğrenmiş olacağız.

Şimdilik 3 kişi yazmış oldu, benimle birlikte 4 oluyor. Korku ile başladı rüyaya uğradı, kedi girdi araya ve benim elime gelince ben de öykünün yolunu aşka çevirdim tabii :) Hayat yeterince zor ve yorucu bari öyküler masallar güzel olsun ama di mi :) Güzel şeyler olsun huzur olsun mutluluk olsun aşk olsun işte :)

Top bana ebemkuşağı ndan geldi, ben de tabii hemen Feride ye yolluyorum topu, yakala Feride.


Saçları terden yüzüne yapışmış, gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş, koşmaktan dizlerinde derman kalmamış bir şekilde, sokağın büyük caddeye açılan köşesinden ana yola fırladı. Zifiri karanlıkta bir arabaya rast gelme umuduyla koşmaya devam etti. Yolun karşı tarafında beliren ışığa biraz daha yaklaştığında, birinin kendine doğru geldiğini ve fısıldayarak "Öykü" diye çağırdığını duydu. 

Öykü, Öykü, Öykü, fısıldamaların şiddeti arttı, Öykü, kızım, hadi uyan, uyansana, hadi kızım, sabah oldu, okuluna geç kalacaksın, uyan. Bir sıçramayla uyandı, ah anne, sen miydin beni çağıran, ne işin vardı ışığın altında? Ne ışığı yavrum, kabus mu görüyordun sen, sana kaç defa dedim, uykudan önce gerilimli filmler izleme diye, hadi kalk artık, bir duş al, portakal suyunu iç ve dersine yetiş.

Neyse ki rüyaymış dedi Öykü. Derin bir nefes aldı. Sonra kalkıp lavaboya gitti. Yüzüne çırptığı suyla kendine geldi. Annesi içeriden iki lokma birşeyler ye diye sesleniyordu. Geç kaldım anne diye odasına gidip aceleyle giyindi. Annesine bir öpücük gönderip masanın üzerinde duran bir bardak sütü içtikten sonra kendini dışarı attı. Hızlı adımlarla ışıklara geldi.

Tam caddeden karşıya geçmeye hazırlanırken acı bir fren sesi duydu. Bir an geceki rüyanın etkisiyle arabanın kendisine çarptığını zannedip gözlerini kapattı. Sonra kendine gelip gözlerini açtığında yerde yatan bir kedi yavrusu gördü. Hemen kediyi kucağına aldı. Neyse ki birkaç ufak çizikten başka görünür bir yarası yoktu kediciğin. İlk dersi kaçırmıştı zaten. Eve dönüp annemden mi yardım istesem yoksa veterinere mi görürsem diye ikilemde kaldı Öykü.


Ama kısa sürede toparladı kafasını. Düşünmesine gerek yoktu ki, ne yapacağını o çok iyi biliyordu. Yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. İçinde kelebekler uçuşmaya ve kalbi hızlıca atmaya başladı. Çünkü aklına gelen fikir onu heyecanlandırmıştı. Eve dönüp annesinden yardım almayacaktı elbette, kediyi veterinere götürecekti. Her gün okuluna giderken yolunu uzatıp kliniğinin önünden geçtiği, "acaba karşılaşır mıyım" düşüncesi ile kapısının önünde oyalandığı, aşık olduğu veterinere götürecekti kediyi. O veterineri de ilk, arkadaşının kedisini götürdüklerinde görmüştü..Zaten o anda da aşık olmuştu. Ondan sonra sürekli oraya gitmek için bahaneler buluyordu. Hatta veteriner onu geçen hafta kapısının önünden geçerken görünce içeri kahve içmeye çağırmıştı. Öykü o günden sonra daha çok görmek istiyordu veterineri. Hakkında bütün bilgiye sahipti.. Öykü daha üniversite 4. sınıftaydı, veteriner ile aralarında 3 yaş vardı...



KIR ÇİÇEKLERİ;


Sabahın en erken saatlerinde uyanıp kırlara koşan ve bin bir çiçeğin arasında kendinden geçen bu deli kızı görenler hiç de bahar alerjisinin olduğunu düşünemezmiş! Hapşurmaktan, kızarıp, kaşınmaktan canı o kadar yanıyor olmasına rağmen yine de çocuk gibi mutlulukla koşturup durmuş yeşilliklerin arasında 🌿🌸🍀🌼🌴

Eh tabii yanında getirdiği piknik sepetinden kurabiyesini ve kahvesini de çıkarıp bir şirin masa hazırlayıp huzurla yemeyi de ihmal etmemiş. Ama bir bakmış ki, aaa yasak olan başka şeyler de "yanlışlıkla" girivermiş sepetin içine..🙈Tüüh.. Nasıl olmuş hiç anlamamış, yalandan da şaşırıp üzülmüş gibi yapmaktan da utanmamış..🙊🙈

Ama madem gelmişler yememek olmazmış..Yemiş...ama hem yemiş hem vicdan azabı çekmiş, çünkü doktoruna da kendisine de söz vermiş zayıflayacağına dair.. Sonra hemen toparlanmış, bu güzel günü doya doya yaşamalıymış, nasılsa zayıflama konusunda hesabını doktoruna bir şekilde verirmiş. Öyle de yapmış..🎈🎈

Eve dönerken de bir demet kır çiçeği onunla beraber eve dönmek istemiş, kıramamış tabii onları almış getirmiş, masasının üzerine yerleştirmiş💐Mutluluktan havalara da uçuyormuş tabii, çok seviyormuş mis kokulu kır çiçeklerini. Çünkü vazonun içine koyulacak en güzel çiçeğin; böyle toplanmış kır çiçekleri olduğunu düşünüyormuş. Şimdi de onlara bakıp gülümsüyor gününü çok güzel başlatıp bitirdiği için de mutlu oluyormuş 🎈



Zeynep
14 NİSAN 2018 / 21:40


KUŞ CIVILTILARIYLA DOLU BİR SABAH;


Pırıl pırıl bir Nisan günü, güneş çok güzel ne yakıyor ne üşütüyor. Bu sevimli gün benim için çok güzel başladı, umarım öyle de devam eder. Aslında Nisan güzel başladı benim için, Nisan bir çok güzelliği barındırıyor içinde.


Kuşları çok seviyorum, beni bilen herkes bunu da biliyor zaten. Sadece kuşları değil, kuşlu olan her şeyi seviyorum. Şu sıralar hep kuşların arasında geçiyor zamanım, çeşit-çeşit kuşların arasındayım ve kuş gibi hafifim.


Böyle fotoğrafları kartpostal olarak sevdiklerime postalamayı da çok seviyorum. Bu sabah şu fotoğraflardan oluşturduğum kartpostalları postaladım yine bir çok sevdiğim arkadaşıma..Kuş gibi uçtular hepsi :)


Kuş gibi hafif geçsin gününüz, huzurlu ve sınırlaması olmayan şekilde özgür.. 


Zeynep
10 NİSAN 2018  /  10:55

1 Kitap 1 Kart etkinliği yapalım mı?


Kitap en güzel hediye. Bu kitapların hepsi 2008 ve 2018 yılları arasında Blog arkadaşlarımın bana hediye ettiği kitaplardır. Ve kitaplığımın çok ayrı yerinde özel olarak duruyorlar. Onlara her baktığımda hediye eden kişiyi hatırlıyorum, seneler geçmesine rağmen o kişi ile yaşadığım her güzel şeyi tekrar yaşamış oluyorum. Ben uzun zaman önce ara verdiğim bloğuma tekrar yazmaya başladım.. Şimdi de çok güzel yeni blog arkadaşlarım oldu. Öncesinde de böyle güzel bir ortamımız vardı ve ara-ara böyle "kitaplaşma" etkinlikleri düzenliyorduk. Bayramlarda yeni yılda, bahara merhaba derken..Bu hepimize bir hareket oluyordu ve çok eğleniyorduk.

Çoğu arkadaşımız, "bir kitap alıp başkasına yollamaktansa o kitabı kendim, kendime alırım" diye düşünüyor, aynı hesap diyor hatta. Hiç aynı olmuyor. Elbette kendimize istediğimiz kitabı alıp kitaplığımıza koyuyoruz o başka bir şey, bu etkinliklerden hediye gelmiş bir kitap çok başka bir şey. Seneler geçiyor belki iletişimimiz bile kopuyor ama elimizde kalan bir kart ve bir kitap o kişiyi unutturmamış oluyor, yüzümüze gülümseme olarak seneler boyunca bizimle kalıyor.

Benim için çok değerli bu her bir kitap. Ve bu kitaplarla birlikte gelen bir birinden şirin kartlar..Benim için yazılmış iyi dilekler seneler geçse bile ne çok etkiliyor beni. Bunların her birini blog arkadaşlarım yazmış..Her defasında iyi ki diyorum, iyi ki blog yazmışım da bu kadar değerli insanlar olmuş etrafımda..

İşte şimdi sizlere de böyle bir şey teklif ediyorum. Katılır mısınız bilmiyorum ama eğer katılırsanız 10 yıldır bu duyguyu yaşayan biri olarak, çok keyif alacaksınız buna garanti verebilirim. Bir kişiden bir kitap alıp bir başka kişiye kitap hediye edeceksiniz.

Hadi bu "Bir Kitap Bir Kart" etkinliği baharlık bir hareket canlanma olsun hepimize. Eğer onaylarsanız katılırım ben derseniz, E-posta adresime (incirlikurabiye@gmail.com) posta adreslerinizi yollayacaksınız, ben de bilgisayar programları üzerinden eşleştirme yapacağım ve kim kime kitap/kart yollayacak o kişiye bildireceğim adresi. Yani size gelecek paketi elinize alana kadar kimden geldiğini bilmeyeceksiniz, çok heyecanlı olacak :)

Bu etkinliğin süresini öyle çok uzun tutmayacağım, 13 Nisan Cuma günü sonlandıracağım ve hemen eşleştirmeleri yapıp kim kime kitap yollayacak onu e-posta ile bildireceğim. Ve 16-20 Nisan tarihleri arasında da artık paketlerimizi bir an önce yollamaya başlarız.

Şimdilik benşmle birlikte 11 kişi olduk.

Kiremithanem
G. Srı
Zehra
Sevkoz
Küçük Hanım
Ebemkuşağı
Nuriana Kalkan
Aslı Ergüven
Düş Tasarımcısı
Zoitsa
Ezgi
Hayat Cıvıltısı
Ayşe Şule
Öneri Makinesi
Özlem
Soslu Badem
sessizkaldım
Esra Ercan



Etkinliği sonlandırdım, eşleştirmeleri yaptım, yavaş-yavaş gönderiyorum adreslere bilgileri. Zamanım kısıtlı o yüzden hemen yazamayabilirim, ama akşam 8 gibi hepsini ulaştırmış olurum.

7 NİSAN 2018 / 16:10

Laleli bir merhaba;


En sevdiğim çiçek papatya ve gül.. Ama onlardan sonra listem yine devam ediyor tabii, ortanca var mesela bir de, papatyanın sırasını alamaz ama bir çok çocukluk anılarımın baş kahramanıdır ortancalar. Şimdi bir de lale eklendi bu sevdiğim çiçekler listeme. Birini çok sevince onun sevdiği şeyleri de seviyor insan.. İşte geçen seneden beri Lale de bu şekilde listeme girmiş olan bir çiçek.


Havalar çok fazla baharı yaşamamıza izin vermiyor.. Ama yine de arada güneş gülümsüyor, ben de o fırsatları değerlendirmeye çalışıyorum hemen koşuyorum parklara. Eh tabii lale zamanı olduğu için karşıma en çok çıkan çiçek de laleler oluyor. Bazı lale fotoğraflarımı kartpostal yapıp arkadaşlarıma postaladım, bazılarını çıkarıp masamın üzerine koydum bakışıyoruz. Eh bunlar da burada dursun istedim. Hem de bir merhaba demiş oldum bloğuma. Uzun zamandır uğrayamamıştım buraya, Mart ayına bir merhaba demiştim şimdi de hoşça kal diyeyim.


Şu sıralar ben de herkes gibi zamanın hızına yetişemiyorum diye şikayet edenlerdenim. "Yapmak istediğim şeyler" listesi ile "yapmak zorunda olduğum şeyler" listesi dolu dolu bana bakıp duruyor, ikisi ile de ilgilenmek için vaktim hiç olamıyor. Hafta başından her şey planlı gidiyor ama ortasına gelince işler karışıyor ve anlamadan da zaten hafta bitiyor. Zamana yetişemiyor olsam da, hayatımda güzel şeyler oluyor ve bu biraz dengeyi sağlayabiliyor.


Blogları okumaya da hiç geniş vaktim olamadı, ama bu hafta ara ara bakabildim. En çok mutlu olduğum şey blog okumak. Yazmaya vaktim olmasa bile okumak için mutlaka zaman ayırmaya çalışıyorum. Baharlık fotoğraflar çıkıyor karşıma ya işte onlar beni çok heyecanlandırıyor. Çiçekler kuşlar paylaşılıyor, nasıl mutlu oluyorum o postları okurken anlatamam. En sevdiğim mevsim bahar, onu her şekilde yaşamak mutluluk işte bana. Burada paylaşılan bir çiçek fotoğrafına bakmakla da bunu yaşayabiliyorum.


Ve Mart bitiyor.. En sevdiğim ay. Her sene olduğu gibi bu sene de yine bana çok güzel şeyler hediye etti. Bir çok güzel haberler verdi bana, güzel arkadaşlıklar, beklenen güzel sonuçlar.. Yani kısacası; Mart her zaman benim için yıl başıdır. Yeniden başlamaktır..Hoşça kal Mart..Nisan, sen de lütfen güzelliklerle birlikte gel, hepimiz için.

Zeynep
31 MART 2018 / 18:00




MERHABA MART;


Baharı çok seviyorum ben, ama Mart ayı ise bam başka benim için.. Mart benim en sevdiğim aydır. Doğduğum ay ve yılbaşı kabul ettiğim aydır Mart.. Bir çok sevdiğim arkadaşımın da doğum günü bu aydadır.. Güzel hatıralarımın hepsi Mart ayına aittir.. Senelerdir doktorlarımdan hastalıklarımla ilgili sevindirici ve iyi haberleri hep Mart ayında alırım. Unutamadığım gezilerimin hepsini Mart ayında yapmışımdır.
Yeni başlangıçlarım için hep Mart ayını seçerim. Mart, içinde farklı senelere ait binlerce güzel anımı saklayan en muhteşem aydır. Çiçekler gibi ben de Mart gelir gelmez hemen uyanır canlanırım. İçim kıpır kıpır olur. Güneş görmem şart değil ki, adı yeter Martın, canlanıp mutlu olmam için.
Hepimiz için tüm güzellikleri toplamış ceplerine doldurmuş, öyle gelmiş olsun Mart..Hepimizin yüzünü güldürsün.


Zeynep
1 MART 2018 / 13:45

NELER YAPIYORUM;


En sevdiğim yazı dizilerinden biri bu "Neler Yapıyorum" yazısı. Bir kaç blogda değişik şekilleriyle de olsa sıkça rastlıyorum ve okumayı çok seviyorum. Ben de yazmak istedim. Her zaman düzenli yazamam elbette ama umarım ki arada bir "Haftanın Özeti" olarak bu neler yapıyorumu yazma fırsatı bulurum. Bana güzel bir not olacak.

Seviyorum;  Şu sıralar yürüyüş yapmayı seviyorum. Aslında yürüyüşle pek aram yoktur ama sağlık için gerekli olunca ve bir kaç gün üst üste yürüyünce de alışıyorum, sevmeye başlıyorum. Ara verince yine soğuyorum o ayrı 🙈 Bu fotoğraftaki yol da, yaz kış yürümekten çok keyif aldığım bir yer. Çok seviyorum. Zaten bana yeşillik olsun.


Yiyorum;  Benim sebze yemekleri ile aram pek iyidir, kış sebzelerinden de en çok Karnabaharı severim. Ve son zamanlarda resmen karnabahar salatasına takıldım, sabah akşam yiyorum desem yalan olmaz. Brokoli salatasını yapıyordum ama karnabahar salatasını ilk defa bu kış öğrendim ve takıldım. Onun yanında bir de (yakınımdaki bir bahçeden) dalından elma koparıp yiyorum sıkça.


İçiyorum;  Şeftali suyu içiyorum. Midem çok hassas şu günlerde, şeftali suyu da çok iyi geliyor bana. Gerçi her şişeyi açtığımda yazın sıcağında ne zorluklarla onları hazırladığım geliyor aklıma, içmeye biraz kıyamıyorum 🙈
Ve tabii günlük 3 litre suyumu da hiç aksatmadan içiyorum.


Hissediyorum;  Sakin hissediyorum.. Yani çok yorgun ve hızlı yaşadığım bir dönemi geride bıraktığım şu günlerde hissim bu.




Yapıyorum;  En çok mutfakta bir şeyler yapıyorum. Birinci sırada ise incirli kurabiye var, en sevdiğim kurabiyedir. Bazen yapıp dağıtıyorum, bazen arkadaşlarımı kahveye çağırıp yediriyorum bazen de paketleyip doğruca parka gidiyorum ve soğuk havaya aldırmadan sanki yaz gelmiş gibi piknik yapıyorum. Bazen güneş de acıyor halime, arada gülümsüyor işte masama yüzüme :)


Hayalini Kuruyorum;  Hayal kurduğum şeyler çok fazla tabii, bir balık olunca insan hayalleri de çok oluyor. Ama ara ara olduğu gibi şu günlerde de, çocukların hasta olmamasının hayalini kuruyorum.. Elbette çocukların başına kötü hiç bir şey gelmesin ama çaresiz hastalıklar da gelmesin.. Şu fotoğrafta görünen rengarenk pencereler bir çocuk onkolojisi hastanesine ait.. Pencereler duvarlar renkli olsa ne olur ki, içindeki çocukların acı çekmesini engelleyebiliyor mu.. İşte kanserin çocuklara uğramadığı bir zamanın hayalini kuruyorum..





Okuyorum; Bu hafta yeni bir kitap alamadım elime, hem dikkatimi veremiyor hem de çok geniş vakit bulamıyorum..  "Asi kızlara uykudan önce hikayeler"i alıyorum ara-ara.. Ben bu kitabı çok seviyorum her bir satırını ezberlemiş olmama rağmen, bazı geceler yine bir göz atmadan duramıyorum. Ve bir de kafam çok dolu olup yeni bir kitaba başlayamadığım sıralarda elime alıyorum okuyorum. Herkesin elinde olmasını istediğim bir kitap bu.


Dinliyorum;  Ezginin Günlüğü-Hişt Hişt bu şarkıyı dinliyorum, çok sıkça. Seviyorum çok ama galiba bu kadarçok dinlemem de baharı çok özlememin etkisi var 🙈


Böyle geçirdiğim bir haftanın son saatleri.. Ve şimdi bu haftayı geride bırakıp yeni bir haftaya  merhaba demek için hazırım.. Güzel haberler alıp güzel haberler verebileceğimiz bir yeni hafta bizi bekliyor olsun.

Zeynep
25 ŞUBAT 2018 / 22:50



BENİ BEN YAPAN SEVDİĞİM ŞEYLER;


Ezgi çok güzel bir mim başlatmış, beni de mimlemiş, onun maddeleri burada, ben çok sevdim konusunu hemen yazmak istedim. Aslında hepimiz yapalım bu mimi, sevdiğimiz şeyleri ortaya çıkarmak da, diğer yazanların maddelerini okumak da çok güzel olacak..
Ben Ezgi'nin yazısını okurken evimin yakınlarındaki bu fotoğraftaki kuş yuvasının karşısındaydım.
Ve her önünden geçişimde bu yuvayı görünce gülümsüyorum bugün olduğu gibi. O yüzden ilk madde de yazının fotoğrafı da ona ait olsun istedim.


  • Kuş yuvaları beni mutlu ediyor, kuşları ve kuşlu her şeyi özellikle kupaları çok seviyorum.
  • Hamurla uğraşmak beni inanılmaz rahatlatıyor, saatlerce ekmek yoğurmayı mesela çok seviyorum.
  • Pişirdiğim ekmeğin eve yayılan kokusunu ve fırından çıkar çıkmaz tereyağ ile yağlayıp yemeyi seviyorum. Aynı şey yaptığım poğaça ve simitler için de geçerli.
  • Ah simit demişken onu da çok seviyorum, simit-çay-peynir-domates olsun ben başka yemek istemem, sabah akşam yiyebilirim onları. 
  • Minicik bahçemde uğraşmayı seviyorum. Bahçemde yetiştirdiğim ürünlerimin bana gülümsemesini seviyorum. Çiçeklerimin açmasını seviyorum.
  • Akşama salata için marul ve soğan topladım az önce bahçeden, emeklerimin karşılığını almamın mutluluğu bu ve tarifi yok mesela..her salata yapışımda da yaşıyorum bunu ve çok seviyorum.
  • Yaz sabahları da kahvaltı için yine bahçeme koşup ektiğim biber-domates-salatalardan koparıp hemen bir köşeye minik bir kahvaltı masası hazırlamayı seviyorum.
  • Mandalinayı çok seviyorum, yakında vedalaşacağımızı düşündükçe üzülüyorum ve çokca yiyorum. Mandalina kokusunu da çok seviyorum şimdi mesela kolonyası çıkmış ya ayy nasıl mutluyum. 
  • Pasta yapmak beni çok mutlu ediyor, ama en çok pastayı süslemesini seviyorum.
  • El nakışını çok seviyorum, çarpı işini de seviyorum onlar bana harika bir terapi.
  • Çevremdeki sevdiğim insanlara onları çok sevdiğimi söylemeyi de çok seviyorum.
  • Sabah uyandığımda Anneme ve Ablalarıma sarılmayı seviyorum.
  • Parkları çok seviyorum piknik alanlarını yeşilleri çok seviyorum. Bahar geldi mi piknik sepetim hep kapıda hazır bekler, tek başıma bile olsam sepetimi alır parklara giderim, piknik yapmayı seviyorum. 
  • Çocuklarla oynamayı çok seviyorum, özellikle sakin akıllı çocuklarla muhabbet etmeye bayılıyorum.
  • Hangi gün olursa olsun sabah ezanıyla güne başlayıp kuşların şarkıları eşliğinde günün aydınlanmasını izlemeyi ve erkenden ailece kahvaltı masamıza oturmayı seviyorum.
  • Papatya ve Ortanca en sevdiğim çiçek, nerede bir papatya görsem mutlu oluyorum.
  • Anı biriktirmeyi seviyorum, defterime güne ait fotoğrafları yapıştırıp yazılarını yazmayı seviyorum.
  • Her türlü kahve içmeyi ve her türlü kurabiye yemeyi çok seviyorum.
  • Kitap okumayı da seviyorum zaten zamanımın çoğu kitaplarımın arasında geçiyor. Onların içinde de en çok polisiye okumayı seviyorum.
  • Yüzü gülen neşeli coşkulu insanları seviyorum.
  • Her sabah bir kaç arkadaşıma günaydın mesajı yazmayı seviyorum.
  • Önemli gün olmasına gerek yok, vakit buldukça kurabiyeler yapıp onları bir de kurdele boncuk ile süsleyip komşularımıza götürmeyi onları mutlu etmeyi çok seviyorum.
  • Mektup ve kart yazıp yollamayı ve almayı çok seviyorum.
  • Kitap hediye etmeyi çok seviyorum.
  • Hastanelerde tanımadığım hastaları ziyaret etmeyi de seviyorum.
  • Bu mimi başlatan Ezgi'yi çok seviyorum 💕
  • Ve son olarak LÖSEV'e yardım etmeyi çok seviyorum.
Bu liste o kadar çok uzar ki, o yüzden  ben sadece bugün yaşadığım şeyleri düşünerek ortaya çıkardım bu maddeleri.. .Çok güzeldi durup düşünmek ve sevdiğim şeyleri listelemek. Ezgi, çok teşekkür ederim, yine hepimizi canlandırmış oldun bence :)
Ben kimi mimlesem bilemedim, dediğim gibi herkesin yapmasını çok istiyorum, ama yine de daha önce başkası tarafından davet edilmemişse eğer şu arkadaşlarımı mimlemek istiyorum;



Zeynep
23 ŞUBAT 2018 / 17:50

Güneşli bir şubat;



Bu fotoğraf aslında yaşadığımız bu kış aylarının çok güzel bir özeti. Kış odunlarının önünde açan yaz çiçekleri. Odunlar çok az kullanılmış, yarısı bile eksilmemiş daha.. Önünde ise çiçekler sanki yaz mevsimi gelmiş gibi coşku ile açılmış saçılmış..🌸💮🌼

Güneş de nasıl çiçekleri canlandırıyor, onlar da iyice bir nazlanıyor şımarıyor.. Ee resmen bir yaz günü gibi işte.
Biliyorum hiç iyiye işaret değil bu havalar ama yine de bana o kadar iyi geliyor ki. Güneş varsa, biraz da yeşil ve çiçekler..tamam benden mutlusu yoktur.  Benim mutluluklarım böyle basit ve ulaşılabilir şeyler..🎈

Ama şu sıralar çevreme bir bakıyorum da..yüzü gülen kimse yok.. Herkes bir dertli..keyifsiz..Onlara göre büyük sebepler belki, ama yine de bu kadar zor mu hayatın bizler için ayrı ayrı hazırladığı kötü sürprizlerine gözümüzü kapatmak? Ve içimizde her şeye herkese sevgi beslemek gerçekten çok mu zor? Bence bu o kadar zor olmamalı.

Yani çok üzülünce geçiyor mu derdimiz.. çok sevinince mesela bırakmıyor mu bizi sevinçler, terk etmiyor mu?
Değer mi işte kalbi bu kadar yormaya.. Gündüz olur, gece olur, sakin sularda renkler daha belli olur.
Gözlerini yorma gözyaşlarınla, kabini yorma üzüntülerle, beynini yorma kaygılarla... Değer mi bu güzel hayatı yaşamak varken? Değmez.. Çevremdeki herkese söylemek istiyorum bunu.. Nefes almak çok güzel bir şey 💕




Zeynep
15 ŞUBAT 2018 / 21:45



200 DAYS OF GRANNY SQUARE


Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, çağlar atılsın biz bayanların fıtratı asla değişmez, değişmiyor.
Yıllar önce ablalarımız  kapı önlerinde, parklarda bahçelerde ya da evlerde toplanarak bir birlerine motifler vererek örgülerini yaparken bizlerde şimdi aynı şeyi bilgisayar başında bir birimize motifler vererek örmeye  başladık.

İnsan ruhu işte, hiç değişmez.
Ezgi bir proje başlattı, adına da; "200 Days Of Granny Square" dedi. Başladığı epey olmasına rağmen bir çok kişi yeni haberdar oldu ve katıldılar. Hatta aradaki günleri/açığı bile kapattılar. Hepimiz çok keyif alıyoruz, hepimizin söylediği tek şey; "bir canlılık hareket geldi" Evet bu çok doğru.

Aynı eski günler gibi oldu işte.. Belki ilerleyen günlerde kenarda da bir dedikodu sayfası açarız, bir motif yapıp iki laf söyleriz.. Ama eski daha mı güzeldi, yoksa yeni mi güzel onun kararını vermek çok zor..

Eskiye ait bir şeylerle karşılaştığımızda hiç bir zaman küçümsemeyelim, basit görmeyelim..Her şey o zamana göre çok kıymetli çok önemli çok da güzel bir şey.
İşte biz de döndük dolaştık geldik yine Babaanne Örgülerine.
Her şey eskisi gibi, belki aynı ortamda oturup örmüyoruz ama bakınca bir birimize o hissi veriyor, ayrı-ayrı ama aynı gibi örmelere başladık yalnız tek bir eksiğimiz var, o da; "Ayy falan arkadaş motifini veremezmiş, yeminliymiş..bir tek çeyizde görülecekmiş başka yerde görülemezmiş..." 🙈internet bütün gizlilikleri açığa vurduğu için bizim böyle fantazilerimiz yok maalesef ☺

Bu projeye katılmaya karar verdiğim gün karşıma böyle bir kocaman örnek çıkmıştı. "Sen de mi katıldın bizim aramıza" dedim, tam da bizim motifler gibi hepsi farklı desen farklı renk. Pek konuşkan değildi, çok bir şey anlatmamıştı ☺

Çok keyif alıyorum, yapılan motiflere bakmaktan, katılan yeni arkadaşları keşfetmekten. Ben de başladım yapmaya, ama şu sıralar sürekli dışarıda işim olduğu için fotoğraf çekemedim. Bir de ben çok yeni başladım daha, hem projeye yeni başladım hem örgüye 🙈 Öğrenebilmem de, açığı kapatmam da epey zor olacak.

Ezgi'ye herkes gibi ben de çok teşekkür ediyorum, hayatıma renk ve hareket kattığı için💕🎈


5 ŞUBAT 2018 / 11:40



Ocak Ayına Veda;


Ocak Ayı biterken şöyle bir geriye dönüp baktım ve neler yaptıklarımı fotoğraf günlüğü ile not etmek istedim buraya.

Bahçemizin sadece tek bir vazoluk kalan sarı çiçeklerini toplayıp penceremin önüne yerleştirerek güneşle birlikte Ocak ayının ilk gününe böyle merhaba demişim.
Çook sevdiğim yazar olan canım Tami Hoag, son kitabını elimde tutup okumaya kıyamıyordum ama daha fazla bekleyememiş ve okumuşum.
Yine vücudum mikroplara yenik düşmüş ve bitki çaylarında şifa aramışım..
Dan Brown kitabı Başlangıç'ı zorla okumuşum hiiç beğenmemişim ve; "otur sıfır Dan Brown!" diyerek kitabı görmeyeceğim bir yere kaldırmışım.
Canlı çiçek bulamamışım penceremin önüne çok sevdiğim bir ablamın hediyesi olan rengarenk keçe çiçeklerimi yerleştirmişim.

Blog Aleminin LeylakDalı'sı, herkesin Nurşen Ablası..harika bir kitap yazmış, bayıla bayıla okumuşum kitabını çok sevmiş herkese de tavsiye etmişim.
Şirin bir köyün şirin bir evine misafir olarak gitmişim, dönüşte de hayranı olduğum pencerenin fotoğrafını çekmişim yine.
Aynı Trendeki Kız gibi Karanlık Sular kitabını da okumuşum ama sevsem mi sevmesem mi karar verememişim.
Tek başıma sessizce çıkmış saatlerce Cumalıkızığın dar sokaklarında dolaşmışım.
Mutfakta bir şeyler yapma keyfimi abartarak, tariflerim için eve aldığım çikolataların hesabını tutamamaya başladığım bir gün vicdan azabı çekmiş olmalıyım ki yeni bir çikolatalı pasta tarifine bakarken kendime engel olmak adına Canan Karatay'ın kitabını alıp çikolatanın zararları bölümünü okumaya başlamışım..Ama yine de o tarifi gözümün önünden kaldırmamışım 🙈

Kapalı alanlar beni öyle sıkıyor ki, benim mekanlarım hep parklar bahçelerdir..yine çok sevdiğim bir bahçede güneşlenerek çayımı içmişim.
Postadan kartlarım gelmiş çayıma eşlik etmiş.
Karatay kitabının etkisi çok uzun sürmemiş ve yine pasta yapmak için malzemeler almanın peşine düşmüşüm.
Zaten eve döner dönmez de çikolatalı pastamı  yapmışım 🙈
Çitlerle çevrili evlere bayılırııım, benim çocukluğumun geçtiği evlerimizin bahçeleri de hep çitlerle çevriliydi, yine çitli bir ev bulmuş hayran hayran seyretmişim..

Sabah 7:30'da yaptığımız kahvaltımız için 6'da uyanıp yeni bulduğum bir tarifi deneyerek minik pizzalar yapmışım.
Çok kilo alıyorum diye ağladığım bir gün vicdanımı rahatlatmak adına yürüyüş yapmaya karar vermiş ama yürümektense banklara oturup kozalaklarla konuşmayı tercih etmişim☺
Canım Ursula...öldüğünü düşünmek bile istemiyorum hala..ama haberini aldığım gün "Karanlığın Sol Eli" kitabını elime almış okumuşum..
Bursa'mı ne çok seviyorum, istediğim an yeşile de maviye de ulaşma imkanımın olması öyle güzel ki..yine mavinin yanına koşmuşum denizi ve kuşları izlemişim..
Uzun zamandır elime almadığım çarpı işime vakit ayırmışım.

Çok güzel bir kırtasiye keşfetmiş ve tabii kartpostalların önünde kendimden geçmişim.
Arkadaşım kandil simitini çok seviyor diye ona simit yapmışım ve iş çıkışı çaya çağırmışım.
Kurtulamadığım gripten ve diğer salgınlardan iyileşebilmek adına nane limon çayımla ayrılmaz ikili olmuşum.
Uzaklardan gelen kartlarımla mutlu olmuşum.
Ve son olarak da, bahar gibi bir gün yaşatan güneş sayesinde terasta oturup çayımı içmişim. Ocak ayına veda etmişim...

Hoşça kal Ocak.. Ve Şubat, güzellikler getir lütfen..hepimize.


31 OCAK 2018 / 21:45



Baharı özlüyorum;


Güneş öyle güzel ki.. Odamda masamın üzerine bakıyor, ayrı şekiller çiziyor..Terasta duvarlara bakıyor ayrı şekiller oluşturuyor.. Bayılıyorum izlemeye.
Soğuk olmasına rağmen güneş öyle güzel bakıyor ki yüzüme, aldım çayımı elime çıktım terasa, karşıma da oturttum baharı hatırlatacak yağlı boya tablo gibi tepsimi, kapadım gözümü kış değil de sanki bahar mevsimindeymişim gibi hissettim kendimi.
Oysa ki bu sene söz vermiştim kendime, her mevsimi ayrı seveceğim diye.. ama yok olmuyor. Ben yeşil olmazsa güneş olmazsa canlanamıyorum..Bahar olmalı bana hep, güneşi göremezsem çiçekler gibi ben de solup gidiyorum..


Zeynep
28 OCAK 2018 / 12:45




Bir kart ile mutlu olmak;


Kar yağar diye beklerken güneş gözümüzün içine baka-baka gülümsüyor bizlere. Hava karanlık ve kapalı olunca benim içim de kapanıyor, seviyorum güneşi ama bu defa da hastalıklardan kurtulamıyor mikroplardan temizlenemiyoruz.. Güneşi de gezerek değerlendirmek yerine evde oturup NaneLimon çayı eşliğinde pencereden izlemek zorunda kalabiliyoruz işte.
Herkesin şikayeti aynı, bir türlü geçemeyen mikrobik hastalıklar.. Doktorlar sebep olarak değişik-değişik şeyler söylüyor olsalar da, sebebi havadaki mikroplar işte. Bir de bağışıklık sistemimiz güçsüz ise hemen teslim oluyoruz hastalıklara. Keyif saatlerimize de kahve değil bitki çayları eşlik etmiş oluyor.


Tam biraz iyileşebilirim düşüncesi ile Nane Limonumu içip güneşin masada çizdiği şekilleri izleyerek gülümsediğim sırada postacı geldi. Gülümsemem iki katına çıktı. Kimden ne geldiğini bilmesem de, o postacıyı görmek hep mutluluk ve heyecan veriyor işte bana.
Tabii zarfı elime alır almaz mutluluğum daha çok arttı. Çünkü o zarf çoook uzaklardan ama çook sevdiğim bir blog arkadaşımdan gelmiş meğer.. Hemen açmaya çalışırken postacı "şu 2 zarf da size ait" dedi. Hepsini aldım karşıma oturttum. Uzun-uzun seyredip gülümsedim. Sonra içlerini açıp okumaya başladım..
Ah Yasemen, benim eski blog arkadaşlarımdan çok sevdiğim bir Masal Kahramanım.. Evet ben ona öyle diyorum.. Masal gibi işte onu okumak izlemek.. Her defasında içimi kıpır-kıpır yapar ona ait bir şeyleri okumak ve elimde tutmak. Her yılbaşı zamanı bana hiç aksatmadan kartımı yollar, bazen çok geç gelir bazen gelmez ama o hiç vazgeçmeden yollar bana. Benim ona yolladığım kartlar hiç ulaşmasa da, onun kartları kaybolmadan bana gelmenin bir yolunu buluyor hep.

Diğer kartlarım da yine uzaklardan gelmiş ve yine eski blog arkadaşlarımdan her ikisi de. Bir kart ile mutlu olur mu insan? Olur.. Hatta hastalık falan kalmaz, o kadar keyiflenir ve iyi olur ki ☺

Hep diyorum işte, blog alemi bir başka..diğer sosyal medya hesaplarına benzemiyor.. Sıcaklık var burada, sevgi ve samimiyet.. Öyle takipçi sayısıymış okunma sayısıymış onların hiç önemi yok, blog ortamına girdiysek o sıcacık sevgi dolu tüm insanlarla bir şekilde kesişmeye başlıyor yollarımız. Sonra da kopmamak üzere bir bağ oluşuyor aramızda. Hep çok değerli benim için blog ortamı.. Uzun bir zaman oldu bırakıp ara verdiğim, ama sanki hiç ara vermemiş gibi yine kaldığım yerden devam edebiliyorum. Blog yazmak da, okumak da hala çok fazla keyif veriyor bana ☺

Ve kart yollamayı almayı da çok seviyorum. Evet teknoloji çağında da yaşasak ben bundan hiç bir zaman vazgeçmeyeceğim.


                                                                                                                                                               
Zeynep
26 OCAK 2018 / 15:55



Kahvaltı mutluluktur;



Öyle hiç; "yazmak istiyorum yazamıyorum" ya da "bundan sonra hep yazacağım" gibi şeyler söylemeyeceğim artık, direk yazmak istediğim konuyu yazacağım...

Önemli günler önemli davetler beni çok sıkar..
Sıradan olaylar benim için çok daha önemlidir. Tıpkı her gün yapılan kahvaltı gibi..
Doyamam.. her gün aynı saat, aynı kahvaltı takımları, aynı yiyecekler.. Ve aynı üyeler; Babam Annem Ablalarım...
Bıkmadım, bıkmam..
Ama özel bir yemek davetinden bıkarım sıkılırım işte, alışkanlıklarımdan vazgeçmem çok zor benim..

Hayat boyu her gün aynı saatte kahvaltı masamızı kurduk, bazen bahçemize, bazen balkonumuza bazen mutfak bazen de odamıza..Kurulan masanın yerleri ve üyeleri hep aynı, ufak tefek değişiklikler olabiliyordu sadece..
"Bakın, bu kahvaltı tabaklarımızı yeni aldım, bunlarla yiyeceğiz artık.."
"Bize gülmeyi unutturmasın diye şu gülen peçeteleri aldım kahvaltı masamız için"
gibi değişiklikler olabiliyordu. Masa örtümüzü de yine sık sık değiştirebiliyorduk..Ama yine her gün olan bu sıradan olay benim için çok değerliydi..
Ve son günlerimizdeki bu sıradan olayımız bana diyor ki;
"Bu sıradanlığı yarın bir gün çok özleyeceksin ve ulaşamayacağın yerlere gelecek.."
Evet biliyorum.. maalesef o günlere ayak bastık bile.. Artık kahvaltı masalarımız eksik olacak belki de bu öğünü tamamen hayatımızdan çıkaracağız..

Öğle ve Akşam yemeği için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim ama kahvaltı mutluluktur.. Yani her kahvaltıda bir mutluluk payı var, mutlaka aramalı ve bulmalı..kahvaltılar mutluluğun çağrısıdır.. Ve ailece bir masanın etrafında toplanılmış kahvaltı saatlerinizin kıymetini bilin, yarın bir gün o değerli şeyin elinizden kaybolacağını hiç aklınızdan çıkarmayın..

Günlerden sonra ilk defa bu sabah tüm aile üyeleriyle eksiksiz  toplanabildiğimiz kahvaltı masamızın çiçeği bu rengarenk çiçeklerdi.. Bana; "iyi ki blog yazmışım da tanımışım" dedirten çok değerli Ablamın hediyesiydi.. Bu güzel günümüze de değer katmış oldu çiçeğim..



Zeynep
24 OCAK 2017 / 13:50



Aynı kalmak güzel;


30 oldum. Ve bu yılıma bu yaşıma kadar edindiğim bir tecrübe; hep aynı kalmak en güzel.

Hep aynıyım ve mutluyum.
Yediğim içtiğim, yemek saatlerim, kıyafetlerim, kitaplarım-kitaplığım, eve dönüş saatlerim, evden çıkarken izin almam, kavgalarım, korkularım, düşlerim, gülüşlerim...Hep aynı...

Tıpkı deniz gibi.
Yağmur yağar artmaz, güneş açar azalmaz. Taşmaz kıyıları aşıp, içinde yaşar dalgalarını, sakinliğini berraklığını.. Her gün bir başkadır, ama hep aynıdır.
Biz yıllar sonra da geçsek biliriz ki deniz oradadır, hep aynıdır.
Değişen etrafıdır, etrafındaki evler, sahil boyu yürüyen insanlar...

Ben de düşündüm ki; daha ilerilere gitmek, makam-mevki edinmek, tarz değiştirmek, yorgunluk..
Eğer aynı kaldığım yer çiçek bahçesinde bir çiçekse; hep aynı kalmak en güzel. Şu zamanda ihtiyaç duyduğum tek özellik huzur.

İnsana yakışan güzel hasletlerle hep aynı kaldığımda, kaybolan yıllarım olmayacaktır. Bu da bana huzur verir.

Beni bırakıp giden, değişen, kimi zengin kimi bilgin olan sevgili arkadaşlarım; ben hep aynıyım. Eğer bir gün bir özleme gelirseniz; evim de aynı ev telefonum da aynı... Beni hep aynı bulursunuz.
Ben de çok sevdiğim insanları, aynı zile basıp aynı kapıyı açınca aynı bulmak isterdim!

Ama bu fikrime acayip bakmayın. İnanın güneş hep aynı, ay hep aynı, yıldızlar, bulutlar... Ben duymadım güneşten bıkanı, yıldızların şeklini değiştirmek isteyeni.
Elimizdeki güzelliklerle hep aynı kalmayı diliyorum..


Zeynep
15 Mart 2017: 18:30

Merhaba Mart, Merhaba Bloğum;



Alışkanlıklarımdan vazgeçemem hiç bir zaman. Yeniliklere açık bir insan olamadım ben.
Bir şeyi ilk elime aldıysam onu bir daha bırakmam, yerine yenisini daha güzelini alsam bile o ilk benimle olur her zaman.
Her konuda böyle.
Mesela fotoğraf makinem, ilk aldığım makinemin üzerinden bir kaç tane daha makine geçti elime ama benim elimde hala o ilk makine var, bırakmam onu.
İlk aldığım bilgisayarım, defalarca ölümlerden döndü ama ben ısrarla onu yaşatmak için çırpınıp duruyorum ve bir gün onu kenara bırakmak zorunda kalacağımı aklıma bile getirmek istemiyorum.

Bloğumun ismi de öyle.
İlk blogger kaydım 2003 yılında idi, bir kitap bloğu olarak.
O zamanlar tek tek bloglar vardı ve tek bir konu üzerine idi.
Çok hareketli değildi yani blog alemi ama çok candan bir kaç arkadaş kazandırmıştı bana.
Sonra ara verip 2010 yılında tekrar başlamıştım ve o zaman her şey daha farklı daha keyifliydi.
Bloglar arasında bir kitap kulübü kurmuş, bir çok bloğu ve blog arkadaşlarımı o sayede bulmuştum.
Çok güzel anılar biriktirmiştim senelerce, buraya yazmak ve okumak her zaman mutlu etmişti beni.

Bloğumun ismi hep "İncirli Kurabiye" idi, ama geçen senelerde bir gün bloğumun başına kötü bir şey gelmiş elimden almışlardı onu.
İçindeki bir çok yazım silinmişti, ismini çalmışlardı..
O günden sonra soğumuştum bloğumdan..
Tekrar yazmak için çabalamıştım elbette ama hani ismi artık İncirli Kurabiye değildi ya, o rahatsız ediyordu beni..
Bir kaç yazımı kurtarmış olmama rağmen, başka bir isim alıp tekrar yazıyor olmama rağmen yabancıydım bloğumda..
Çünkü ismi ilk isim olan İncirli Kurabiye değildi.
Çünkü ben yenilikleri değişiklikleri kabullenebilen biri değildim.
Çünkü ilk ismi yani alıştığım ismi burada görmeyince buraya "benim" diyemiyordum.

Hala İncirli Kurabiye'yi almak için çabalıyor olsam da, bu çabalarım hep sonuçsuz kalıyordu.
Ama ben blog yazmayı da özlüyordum, yazan arkadaşlarımı düzenli takip edebilmeyi de özlüyordum.

Bu yıl kendime verdiğim sözlerden biri de; ismi ne olursa olsun bloğuma geri dönmek tekrar yazmak idi.
Benim için yılın başı Ocak değil, Marttır her zaman.
Ve Mart geldiğine göre yıl başı olduğuna göre, söz verdiğim gibi bloğuma dönmem gerekiyordu.
İsmi elbette tam İncirli Kurabiye olamamıştı ama en azından "kurabiye"sini yazdırabilmiştim.

Tekrar güzel anılarımı burada biriktirmek için, o geçmişte olan bloglar arasındaki heyecanlı günleri tekrar yakalayabilmek için;
Merhaba Canım Bloğum..



Zeynep
1 Mart 2017 / 15:00

Benim minik bahçem;



"ilk üç vişneyi verdiğinde bahçedeki ağaç
annem sevindiydi hatırlarım.
ah demişti.
ah!
üç küçük kırmızı dünya verilmişti sanki ona.
annem çok sevinmelerin kadınıydı.
bazen sevinince annem gibi,
rengârenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.
annem çok sevinmelerin kadınıydı,
sıcak yemeklerin."

Didem Madak 


Bütün oturduğumuz evlerde hep minik de olsa bir bahçemiz oldu. Ve ben kendimi bildim bileli Annem hep o bahçelerimizdeki meyve-sebzelerle mutlu oldu sevindi.
Bahçedeki erikler-incirler-dutlar olup Annemin eline düştüğü zaman havalara uçardı, ben ise şaşkınlıkla seyrederdim O'nu hep..
Ektiği domatesleri biberleri olmaya başlayınca ondan mutlusu yoktu.
Bahçemizden patlıcanları toplayıp mutfağa geçtiğinde, söylediği şarkılar eşliğinde neşeyle yemek yapar ve bundan keyif aldığını hissettirirdi.
Sabah erkenden uyanıp bahçeden topladığı rengarenk  çiçekleri vazoya yerleştirme telaşını, evi mis gibi kokutma çabasını tarif edemem.
Annelerin sevinmesi ne güzel..
Onların sevinmesi mutlu olması çocuklara huzur veriyor, bunu biliyorum.
Ve bu tarif edilemeyen sevinmeler çocuklara da geçiyor bence.
Şimdi ben de aynı Annem gibi oldum.
Annem gibi sevinmelerim var benim de..


Sabah erkenden uyanıp bahçeye çıktığımda, ekmiş olduğum ve sabırsızlıkla büyümesini beklediğim sebzelerin büyümeye başladığını görmek nasıl büyük bir mutlulukmuş meğer..
Büyüttüğüm domatesler ve biberlerle kahvaltı masası hazırlamak, sevinmelerin en güzeliymiş.
Akşam yemeği için yine bahçeye koşup patlıcanları ve salatalık malzemeleri toplayarak mutfağa geçmek, Annem gibi şarkılar söyleyerek yemek hazırlamak ne keyifmiş meğer.
Yani bu zamana kadar sadece izlediğim ve anlayamadığım Annemin sevinmelerini şimdi ben yaşıyorum.
Ve tabii Annemin yaşadığı duyguları şimdi çok iyi anlayabiliyorum.


Zeynep
12 Ağustos 2016 / 14:35




Bir fotoğrafın hatırlattığı hikaye;


                                                                                                   

  Biraz peynir, biraz zeytin, iki domates, iki yumurta, biraz börek ayran, piknik sepetimin ürünleri. Tabağım, bardağım, kaşık-çatalım, su şişesi ve piknik sepetimin üzerine örttüğüm kırmızı-beyaz kareli örtüm, piknik sepetimin zimmetli malları.

  Arkadaşım her yaz tatilinde anneannesinde kalırdı. Anneannesiyle biz aynı mahallede oturuyorduk, ama anneannesinin sokağı bizim sokaktan oldukça uzaktaydı. Evlerin azaldığı, bol ağaçlı ve çimenli bölge vardı. Orada arkadaşımla beraber piknik yapardık. İkimizde getirdiklerimizi bir birimizle paylaşırdık. Yarısı arkadaşıma yarısı bana...

  Her yıl yaklaşık üç ay boyu sürekli piknik yaptığımız için, bu aktivitemizi bir programa bağlamıştık. Şöyle ki; iki gün üst üste pikniğe gidilmezdi. Bir gün arkadaşımla pikniğe gidiyorsam, ertesi gün sokaktaki arkadaşlarımla oynamalıydım. Eğer pikniğe pazartesi gidiyorsak, çarşamba-cuma, eğer salı gidiyorsak, perşembe-cumartesi giderdik. Pazar günü pikniğe gidilmezdi, ikimiz de pazarı ailelerimizle geçirirdik. Pikniğe sabah çıkıyorsak, 10:30'da, öğleden sonra çıkıyorsak, 14:30'da giderdik.

  Bizim sokağı çıkınca iki katlı etrafı kırmızı güllerle çevrili beyaz bir ev vardı. Kapıları da büyük ve beyazdı. Evinin merdivenlerinde oynayan çocukları sevmese de, kızıp kovduğunu da hiç görmediğim, orta yaşlarda bir teyzenin girip çıktığı fakat tam olarak kimlerin oturduğunu bilmediğim o evin önü buluşma yerimizdi. Her sene sayısızca o piknik programlarımızda bir kere bile ne ben arkadaşımı beklettim ne de arkadaşım beni bekletti. Aynı anda gelir, sevinçle sarıldıktan sonra hiç duraklamadan yolumuza devam ederdik. Annelerimizin başımıza bir şey gelir ya da evimize dönemeyiz diye bir endişeleri yoktu. Her yerde hava gibi, güneş gibi, emniyette vardı.

  Piknikte çok mutlu anlar geçirirdim, bitmesini istemediğim anlar.. Getirdiklerimizi güzelce dizayn eder, hem yer hem konuşurduk. Sonrada uslu-uslu eşyalarımızı toplar, yerimizde değil bir çöp, bir toz dahi bırakmadan ve geç kalmadan evimize döner, mutlu temennilerle bir birimizden ayrılırdık.

  Farklı kültürlere sahip ailelerin çocukları idik. Ama bu çocukluk arkadaşlığımıza engel değildi. Arkadaşım; Anne-Babasının evlerinde sürekli davetler verdiklerinden, çeşitli içki isimlerinden bahsederdi. Ben de bizim evimize çok misafir geldiğini, o zaman çayı iki ayrı demlikle demlediğimizi, Annemin kompostolarını herkesin çok beğendiğini anlatırdım. O bana Annesinin makyaj malzemelerinden, rujlarının renklerinden bahsederdi. Ben de Annemin her kıyafetine uygun örtüsünün olduğunu, renk ve desenlerini anlatırdım. Bir birimizin anlattıklarına şaşırmaz, kınamazdık. Tuhaf da gelmezdi. Ben onu ilgi ve hayranlıkla dinler, O beni ilgi ve hayranlıkla dinler; "Ne güzel" derdi. Büyük adamlar gibi olgunlukla sohbet ederdik. Ne ben O'na "saçma" der, ya da akıl verirdim. Ne O bana; "saçma" der akıl verirdi. Hayatımın sonraki dönemlerinde bu olgunluğumu hiç bir zaman yakalayamadım...

  Arkadaşım sakin bir çocuktu. Yaramaz ve mızıkçı değildi. Çok terbiyeli ve derslerinde çok başarılı idi. Bir birimizle çok iyi anlaşıyor, aynı şeyleri düşünüyorduk. Hiç kavga etmiyorduk.

  Yaz tatillerimizi böyle mutlu geçirirken, bizler lise yıllarına doğru büyümeye başlamıştık. Ben kendimi havalı buldum, O'nu beğenmez oldum. O kendini havalı buldu, beni beğenmez oldu. Çocukluğumuzdaki saf masum menfaatsiz arkadaşlığımız bize basit ve değersiz geldi. Artık başka çevrelerden başka arkadaşlar edinmeye başlamıştık.

  Tekrar yaz tatili gelmişti. Ama ben artık onunla pikniğe gitmek istemiyordum. Sıkıcıydı, bana tepeden bakıyordu. Koleje gidiyor olması bana ukalalık yapmasını gerektirmezdi. Hem yeni tanıştığım arkadaşlarım kafelere gidiyordu. Biz çimenlere gidip piknik mi yapacaktık?! Ev sahibi olduğum için sorumluluk duygusundan mıdır bilmiyorum, yine piknik sepetimi hazırlayıp istemeye-istemeye buluşma noktamıza doğru yola çıkmıştım. Arkadaşıma bir daha pikniğe gelmeyeceğimi nasıl söylerim diye düşünürken, kendimi beyaz evin beyaz kapıları önünde bulmuştum. Uzun süre beklemiştim. Arkadaşım gelmemişti.  Biz arkadaşımla anlaşıyoruz, aynı şeyleri düşünüyoruz dedim ya, Arkadaşım beni zorda bırakmadan cevap vermişti bana, hiç gelmeyerek... O zaman arkadaşlığımızın bittiğini anladım ve bir dönemin; çocukluk dönemimizin bittiğini...

  Birden bana hüzün çökmüş içim sıkılmıştı...Sanki güneş batmış, akşam olmuş gibiydi. Koşarak evin yolunu tutmuştum. O piknik sepeti ne ağırdı öyle, nasıl taşımıştım senelerce... Kimse görsün istememiştim ve hızla eve girip mutfağın balkonuna piknik sepetimi fırlatmıştım. Darbenin etkisiyle su şişesi kırılmış, piknik sepetimdeki her şey ıslanmıştı ve su dışarıya akmaya başlamıştı. Bu kırılan şişeden akan su değildi, Piknik sepetimin, biten arkadaşlığımıza döktüğü gözyaşları idi.. 8 senedir arkadaşlığımıza emeği geçmişti. Konuştuklarımızı işitmiş, sırlarımızı saklamıştı. Ona böyle davranmaya hakkım yoktu. Sonra onu Annem ne yaptı bilmiyorum. Koruyamadığım için sormaya da yüzüm tutmuyor...

  Arkadaşımı bir daha hiç görmedim. Biz de o mahalleden taşındık. Çok sene sonra eski komşularımızdan birisi ile karşılaştım. Arkadaşımın çok ağır bir hastalık geçirdiğini öğrendim. Fakat fazla bilgi alamadım. İyileşip iyileşmediğini de bilmiyorum...

  Canım Arkadaşım;
Ben de ağır bir hastalık geçirdim. Yoksa biz piknik malzemelerimizi paylaşırken, hastalıklarımızı da mı paylaştık. Yarısı sana yarısı bana.. Yanımda olsaydın ilaçlarımı da paylaşırdım seninle, yarısı sana yarısı bana...

  Bunu duyduğumda çok ama çok ağladım. Hem Arkadaşım için hem kendim için. Sen ağlama arkadaşım, ben senin yerine de ağladım. "Olmaz, paylaşmamız lazım" diyorsan yine; o zaman sen de gül, hem kendin için gül, hem benim için gül.

  Biz büyüdükçe çocukluğumuza ve piknik günlerimize olan özlem de büyüyecek bir dağ olacaktır. Ve o dağ aramızda kalacak bizi kavuşturmayacaktır...



Fotoğrafın sahibi Raif.
Bana bu fotoğrafı verdiği için bir kere daha teşekkür ediyorum.

                              

                                                                                                                                                                                                           31 Ağustos 2015 / 11:25



Yaz;




Tabiatın en zengin renkleri ile bir bayram şenliğine büründüğü mevsim; yaz.
Bahçelerde şakayıklar, kırmızı-sarı laleler, beyaz pembe zambaklar, renk-renk dalya çiçekleri,

mis kokulu hanımeli, mor salkımlar ve daha yüzlerce çiçek rangarenk bir tablo meydana getirirler.
Ya sokaklardan sesleri gelen, çiçeklerin en güzeli, çiçeklerin en renklisi çocukların çiçeklerle yarışına ne demeli?
Yaz mevsimine ait iki güzel şey; çiçekler ve çocuk sesleri... Çocuk seslerinin ve çiçeklerin arasından merhaba diyorum.
Bugün artık tüm hevesimi toplayıp; tüm gayretimle bloğuma sahip çıkmaya, ihmal etmeden yeni anılar biriktirmeye karar verdim.

                                                                                                                                                                     13 Haziran 2015 / 19:45

Maşukiye'de Bir Mola;

Bir sudan bu kadar çok nota çıktığını hiç işitmemiştim.
Rüzgar başka perdeden çalıyor, su ise başka perdeden.
"Müzik ruhun gıdasıdır" dedikleri, bu doğanın müziği olmalı.
Sahne dekorasyonu büyüleyici.
Günler öncesinden bilet almıştım bu konser için ve keyifle huzurla çayımı içmek için.
Maşukiye...En kısa zamanda tekrar kavuşacağız.

                                                                                14 Nisan 2015 / 18:00

14 Mart;



Mart Ayı'nın her sene gelişi farklı oluyor.
14 Mart bazen kara bürünüyor, bazen de bahar dalı oluyor.
Ama mutlu ve huzurlu olunca insan; senelerin geçtiği hiç anlaşılmıyor...


                                                                                                                            14 Mart 2015 / 10:00

Çamlar;


İğne yapraklı ve her mevsim Yeşil kalan, çocukluğumuzun neşe kaynağını sembolize eden Çamlar..
Serin iklimlerden, nemli ve güneşli ortamlardan hoşlanan dikkat çekici bu ağaçları iyi tanır, dost olursak, nesiller boyu gölge olur süs olur bahçelerimize.

En sevdiğim ağaçtır Çamlar ve çok değerlidir benim için. Nerede bir Çam Ağacı görsem mutlu olurum. Ayrıca; bana çocukken, trenler geçerken yolcuların hayran bakışları altında gölge oldukları için, çam fıstıklarından ikram ettikleri ve bol oksijen verdikleri için de hep teşekkür ederim onlara.

Bursa'nın yarısı Sonbahar, ama diğer yarısı hala Yaz. Bu sabah o Sonbaharın uğramayı unuttuğu kısmında ve Çamların arasında güne başladığım için de pek mutluyum.

                                                                                                                                                                   22 Ekim 2014 / 12:40


Bayram;


Bir bayram daha gerçeklerle yüz yüze geldik. Bayram gelmiş, gelmemiş fark etmedik.
Arefeden kalmaya gelen misafirlerimiz olmadı. Bayram günü biz büyükleri tanıyıp el öpmeye gitmedik. Küçüklerde bizleri tanıyıp el öpmeye gelmedi. Buna da şükür, henüz ailemizden kopmadık, bir birimizle bayramlaştık. Ama yarın bir gün elini öpmeye büyük arayacağız, el öpmeye hasret kalacağız...

Bu bayramda şekerler bitmedi, kapıya hiç bir çocuk gelmedi. Çünkü hepsi sanal alemde geziyor, gerçek alemden habersizler,eh bu yüzden de sokak-sokak gezmek anlamsız..
Baklavalar da bitmedi, gelen olmadı ki ikram edilsin. Herkes tatilde. Kurban etlerini de kendimiz yedik, paylaşmadık hiç kimseyle!
21. Yüzyılda bu sosyal ibadeti asosyale çevirebilmeyi başardık. Bize ne, kurban kesmiş kesmemiş..
Bayramın anlamı bu muydu?
Bu kadar kısa sürede değişmemeliydi Bayramlar..
Ama hayır değişen Bayramlar değil. Onlar her sene günlerini aksatmadan tüm asaletiyle geliyorlar. Değişen biziz. Bayramları ağırlayamaz olduk.

Bu Bayram, "bayramınız kutlu olsun" cümlesinin yabancı gelmesinden endişe etmeye başladım...Bayramın coşkusunu kaybetmeden yaşayan müstesna insanların Bayramları Mübarek Olsun...

                                                                                                                                                                 
                                                                                                                                                                     07 Ekim 2014 / 20:00



Gün;


Benim küçük evrenime güneş bazen farklı doğar. Sarısı daha canlı, ışığı daha parlak..

Uyuyamam. Sabah olunca bahçedeki çiçeklerin kokuları hücrelerime dolar.

Burnumun kokuları çok iyi ayırt ettiğini iddia edemem, çünkü bazen çiçekler bir başka kokar.

Parfümler bu kokularla yarışmaya hiç kalkışmasınlar çünkü kazanamazlar.. Çayımın demi de bu kokulara karışır

ve benim hayal dünyama ışık hızıyla yayılırlar...


                                                                                                                                                             16 Eylül 2014 / 09:00


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...